Çocuk Sağlığı ve Evcil Hayvanlar

Her çocuk bir gün anne-babasına eve bir kedi/köpek almak istediğini söyler. Genelde de aileler bu duruma korkuyla bakarlar. Bir yandan çocuklarını üzmek istemedikleri için, bir yandan hayvan sevgisi aşılama arzusu, bir yandan hastalıklara yakalanma korkusu ile ne cevap vereceklerini ilk etapta bilemezler.

Ben de dergimizin bu seferki sayısında; oğlumdan aynı soruyu henüz taze duymuşken; sizlerle paylaşılması gereken bir konu olabileceğini düşündüm. Yalnız bizim evde bir tuhaflık var. Bizim hali hazırda zaten bir köpeğimiz var. Evet oğlum 2.sini istedi. Ben de tüm ebeveynler gibi önce net bir “hayır” dedim. Sonra baktım ısrar ediyor ve de mantıklı gerekçeler sunuyor, neticede teslim oldum.

Peki evcil hayvanlar ve çocukların bir arada yaşaması sağlıklı mı?

Hijyene yeterince dikkat edilebilir mi?

Allerjik bünyeli çocuklar için durum nasıl?

Hangi hayvan seçilmeli?

Evcil hayvanların çocukların büyüdüğü ortamda birlikte olmaları sanıldığından daha fazla fayda sağlamaktadır. Sosyal, zihinsel ve duygusal anlamda gelişimlerine katkısı mutlaka olacaktır. Sorumluluk almaları, benlik duygusunun gelişiminde önemli olarak kendinden farklı bir canlının yaşam hakkına saygı gösterme gerekliliği, onun varlığı ile ilgili farklılıklara adapte olabilme yeteneği, kuralların varlığının kabulü ve kimlerin nerelerde durması gerektiğini bilebilmek adına faydaları mevcut. Topluma uyum sağlamada, paylaşmayı öğrenmede yine önemli. Ancak ebeveynlerce hayvanların alınıp satılabilen, hevesi geçince bırakılabilinen oyuncaklar olmadığı algısı net olarak verilmelidir. Yoksa içinde yaşadığımız tüketim toplumunda, bizler gibi çocuklarımız için herşeyi yapmaya hazır bir kuşak olarak, çocuklarımıza hayvan sevgisini aşılayacağız derken; sorumsuz ve empati yoksunu bireyler haline dönüşmelerinde katkımız olabilir.

Gel gelelim hijyen anlamında daha fazla yük, daha fazla dikkat, küçük kazalarla baş edebilme, evcil hayvanın sağlığı ile ilgilenme gibi gereklilikler aileler için ekstra efor sebebi oluyor. Aşılarının düzenli takip etmek, tuvalet eğitiminin ve ev içi girilmemesi gereken bölgelerin öğretilmesi gerekir. Çocuklarla iyi geçindiği bilinen cinsler olduğu gibi çocuğa zarar verme potansiyeli olan cinsler de olduğundan karar vermeden önce iyice araştırmalı, sadece şirinliğine bakarak karar verilmemelidir.  Hatta bir hayvan sahiplenmeden önce kendimize güvenebileceğimiz veteriner bulmalı ve bu aşamadan itibaren rehberlik almalıyız.

Aşıları düzenli yapılan, denetimli beslenen, herhangi bir hastalığı olmadığından emin olunan hayvanlarla birlikte büyümek faydalı dedik. Ancak alerjik bünyeli çocuklar için daha dikkatli olmak gerek. Bünyenin alerjik olduğu bilinen her çocuk için her hayvan yine de tehlike oluşturmaz. Hangi hayvanın tüyüne, epiteline karşı allerji olduğu netleştirilmeli, zaten diğer çocuklardan daha sık hastalanmak zorunda kalan alerjik çocukları bir de bu haklarından mahrum bırakmadan önce ilgili uzmana danışılmalıdır. Hatta tıp literatüründe büyük sansasyon yaratan “Hijyen Teorisi”ne göre alerjik potansiyeli olan çiftler bebek sahibi olmadan evvel evlerinde hayvan beslemeye başlarlarsa ve çocuk o ortama doğar evcil hayvanla birlikte büyürse, gösterme potansiyeli olan alerjik reaksiyonlardan kurtulduğu bir nevi nötralize olduğu söyleniyor. Tabi bu durum bu kadar basit değil, kesinlikle kişi bazlı olarak uzmanlarca tartışılmalı. Ayrıca “hayvan tüyü boğazına kaçmış karaciğerinde kist olmuş” diye halk arasında özetlenen konu yine aşıları tamamlanan ve ne yediği bilinen hayvanlar için geçerli değil unutmayın.

Özetle evine 2. köpeğini yeni almış bir çocuk doktoru olarak bu yazdıklarım evcil hayvan sahiplenme konusunda olumlu tavsiye niteliğinde değerlendirilebilir. Ancak ciddi bir sorumluluk olduğu unutulmamalı, kendinize güveniyorsanız bu işe soyunun derim.

Görkem ASTARCIOĞLU

Gelişim Basamakları

Bebeklerin Nörolojik Gelişim Basamakları

1 - 3 ay: 

  • Bebek yatırıldığında baş orta hattadır. 
  • Kol ve bacaklar hafifçe bükülmüş durur. 

3. ay: 

  • Gülümseme ve sert konuşmaya yanıt başlar. 
  • Gözlerini sesin geldiği tarafa çevirebilir. 
  • Gıdıklanır. 
  • Baş kontrolu vardır. 
  • Ağlama dışı sesler çıkarır. 

3 - 6 ay : 

  • Annesini tanır. 
  • Destekle oturur. 
  • Nesneye uzanır. 
  • Eline verileni ağzına götürür. 
  • Döner. 

6 - 9 ay : 

  • Desteksiz oturur. 
  • Cisimlere uzanıp alır. 
  • Cisimleri bir elinden diğer eline geçirebilir. 
  • Başparmak ve işaret parmağı dışındaki bir parmakla yakalar. 
  • Anne baba gibi sesleri anlamını bilmeden çıkarır. 

9 - 12 ay : 

  • Yatar durumdan oturur duruma geçebilir 
  • Tutunarak ayağa kalkabilir. 
  • Cisimleri baş ve işaret parmağı ile tutabilir

İŞTAHSIZ ÇOCUK

Ailelerin büyük sorunu: İştahsız Çocuk!

Günümüzde anne-babalar için derin bir endişe kaynağı olan çocuklarının iştahsızlığı, poliklinik başvurularının önemli bir kısmını oluşturmaktadır.

Akıllarda çoğunlukla “Acaba çocuğum yeterli düzeyde besleniyor mu?”, “Büyüme gelişme potansiyeline ulaşabilecek mi?” soruları yer tutmaktadır.

Bu sorun aile içi huzursuzluklara dahi yol açabildiği için topluma ait bir problem olarak kabul edilmelidir.

Öncelikle izlenecek yol sorunun gerçek olup olmadığının saptanmasıdır. Ne var ki çocuklar yaşına ve ihtiyacına göre tam olarak beslenseler dahi aileleri bu miktarlar tatmin edemeyebilmektedir. Bu durumda çocuğun muayenesinde boy ve ağırlık ölçümlerinin yaşa göre değerlendirmeleri ile günlük beslenmesinin ayrıntılı olarak anlaşılması önem tutmaktadır. Ailelerin miktar-ölçü belirterek tuttukları en az bir haftalık liste sürece yön vermek adına oldukça faydalıdır.

Çocukların mide kapasitelerinin düşük olduğu unutulmamalıdır. Dolayısıyla faydasız ya da düşük faydalı gıdalarla midelerin doldurulmaması çok önemlidir. İştahı kapatan en önemli sebeplerin başında; şeker ya da tuz miktarı yüksek, doygunluk hissi yaratan çöp-gıda anlamına gelen junk-meal ile sık beslenmek yer almaktadır. Bunlar genel olarak “bakkal gıdası” olarak nitelendirdiğimiz paketin içine girmiş her türlü cips, kek, bisküvi, şekerleme ve çikolataları içermektedir. Fiyatlarının uygun olması, çocukların mutlu edildiğinin düşünülmesi ve bir de “bari bunu yesin” düşüncesi aileleri bu gıdaları satın almaya itmektedir. Anne-babalar almamaya kararlı olsa dahi Türk aile yapısı gereği büyük akrabaların işin içine girerek istikrarlı davranışı bozmaları işleri zorlaştırmaktadır.

İştahsız çocuk beslenmesinde yapılan yanlışlar sorunun çözümünü daha da zorlaştırmaktadır. Bu hatalara örnek verilecek olursa evde çocuğun yediği gıdaların pişmesine özen gösterilmesi söylenebilir. Sadece makarna, pilav, patates kızartması ve ekmek arası ile beslenen bu çocukların oranı oldukça yüksektir. Diğer farkında olunmayan bir hata da sıvı beslenmenin fazla oluşudur. Gün içerisinde fazla miktarda süt ya da meyve suyu ile beslenen çocukların midelerinin bu hacimlerle dolduğu düşünülürse doygunluk hislerine şaşırmamak gerekir. Aşırı inek sütü tüketiminin aynı zamanda barsaklardan kanamalara yol açarak demir eksikliğine sebep olması; sonrasında gelişen bu kansızlığın da yine başlıca iştahsızlık sebebi olduğu bilinmelidir. Çocuklarımızın günlük süt tüketiminin en fazla 500 ml olması gerektiği unutulmamalıdır.

Bebeklik çağında katı gıdalara geç başlamak, uzun süre besinleri makinadan geçirerek püre kıvamına getirerek yedirmek, iştahsız geçecek bir çocukluk dönemine davetiye çıkarmaktır.

Aile içi huzursuzluklar da çocuklarda iştahsızlığa yol açabilmektedir. Anne-baba ya da ebeveyn-çocuk arasındaki çekişmeler çocukların kendini ifade etme şekli olarak iştahsızlığı ortaya çıkarabilmektedir. Bunların önlenmesi amacıyla çocukların eşler arası huzursuzluklardan uzak tutulmasının yanında ev içi küçük sorumluluklar verilmesi, yemek hazırlanırken yapabilecekleri ölçüde çocukların da bu sürece katkıda bulunmalarının sağlanması özgüveni artıracak ve negatif ifade ihtiyacını azaltacaktır. Yemek yemenin sofrada gerçekleşmesi gerektiği, bunun hayatın doğal bir süreci olduğu ve sadece kendisi için yediği çocuğa hissettirilmeye çalışılmalı, sofranın bir mücadele, adeta savaş ortamı olmasından kaçınılmalıdır. Öğün saatlerinde mümkünse ailecek sofraya oturulmalı, pozitif bir ortam yaratılmaya çalışılarak, bir süre sonra ; örneğin 30 dk; sofradan kalkılmalıdır. Bu sürenin sonunda çocuğun yemeği bitirip bitirmediğine bakılmamaya çalışılmalıdır. Çocuğun yemeğini yememesinden duyulan kaygı mümkün mertebe çocuğa yansıtılmamalıdır.

Bunun yanında mide haznesi kısıtlı olan çocuğumuza bir öğünde ihtiyacı olan faydalı besinlerden bir arada verilmeye çalışılmalıdır. Makarna seven çocuğumuza biz bu makarnayı kıymalı ya da peynirli bir tabakta sunabilirsek, kısa süreli enerji ihtiyacını karşılayacak karbonhidratın yanında büyüme gelişmesini sağlayacak proteini de yedirmiş oluruz. Ya da et sevmeyen çocuğumuza kıymalı börek, değişik şekilli köfteler, ev hamburgeri yedirebiliriz. Sebze sevmeyen çocuğumuza ıspanaklı püre, lahana çorbası pişirebiliriz. Her gün en az bir yumurta, bir kase yoğurt; haftada en az üç köfte kadar kırmızı et, en az iki tabak sebze; ayda bir kez bir porsiyon kuzu karaciğeri; gece yatarken de bir bardak ballı süt içirebilirsek büyüme gelişmeleri için ihtiyaçları olan besinleri yedikleri anlamında içimiz rahat olabilir. Özellikle bulunduğumuz çevrenin en büyük nimetlerinden biri olan tarhana çorbasının, hele de içine kıyma kavurularak pişirilirse, ek gıdaya başlayan bebeklerden tutun da büyüme çağında ki çocuklara kadar harika bir besin kaynağı olduğunun gözardı edilmemesi gerekir.

İştahsızlığa yol açabilecek organik nedenler dışlanmalı, var olan kabızlık tedavi edilmeli, hormonal sorunların olup olmadığı ortaya konmalıdır. Bu nedenle; iştahsız olduğu düşünülen çocukların Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzman Hekimlerince mutlaka değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır.

Uz. Dr. Görkem ASTARCIOĞLU

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

KABIZLIK

Hafife Alınan Düşman: Kabızlık!

Kabızlık çocuklukta tedavisi zor bir durumdur. İyi tedavi edilememiş kabızlık iştahsızlığa, kakada kan görülmesine, ağrılı dışkılamaya ve en sonunda kaka kaçırmaya sebep olabilir. Aile içi huzuru bozan bir durumla karşılaşılması muhtemeldir.

Uzun süredir kabız olan çocukta/bebekte popoda çatlak oluşur. Bu da dışkılarken ağrıya yol açar. Çocuk ağrıdan kaçmak için dışkılamaktan kaçınır. Kakasını tutar.

Tutulan kaka sertleşir ve eninde sonunda çıkarken çatlağı daha da derinleştirir. Süreç kısır döngüye girer.

Kaka kaçırmaya başlayan çocuk için en az 6 aydır kabızlık çektiği düşünülebilir.

Biriken kaka son barsak duvarlarını kaplamaya, bu bölgeyi genişletmeye başlar. Son barsakta his kaybı olup anüsün kasılma yeteneği geçici olarak kaybedilir. Bu da kaka kaçırmaya sebep olur. İç çamaşırın sürekli kirlendiği görülür. Okula giden çocuk topluma kabulde sıkıntı yaşamaya başlar. Bu da psikolojisi etkiler. Aileler bazen farkedilmeden yapılan bu durum nedeniyle ceza yöntemini uygular ki bu en büyük hatalardan biri olacaktır.

Kabızlığın tedavisi oldukça zordur ve aile ile uzman doktorun işbirliğini gerektirir. Tedavi başarısı uzun bir süreçten sonra sağlanabilir. Bu dönemde yaşanabilecek başarısızlıklar ailenin umutsuzluğa kapılmasına sebep olabilir. Kabullenme ve kabızlıkla yaşama ortaya çıkar.  Ya da uzun tedavi süreci ailenin “daha bu ilaçları ne kadar daha kullanacağız?” endişesine yol açabilir. Ancak sabırla uygulanan tedavi ile bu kısır döngü kırılabilmektedir.

Tedavide ilaçların yanında beslenme, egzersiz ve oturma banyosu birlikte uygulanmaktadır.

Kabızlık çeken çocuğa kural olarak lavman, fitil uygulanmaz. Poposunda çatlak olan çocuk bu işlemden çok büyük acı duyacak ve var olan çatlak derinleşecektir.

İlaçlar: Öncelikle müsil ile boşaltma tedavisi uygulanır. Günde 3 kez 1 kaşık, yediğine içtiğine karıştırılarak verilir. Barsaklarda kenarda köşede kalmış tüm sert kakalar dışarı alınır. İlk 3 günden sonra çocuğu yıpratacağından bu tedavi bırakılır. Bu sırada bol su içmesi sağlanır.

Müsilin ardından (4. gün) kaka yumuşatıcı şuruba geçilir. Sabah akşam 1 ölçek ile başlanır. Ancak; her gün yumuşak kaka yaptıran doz evde ayarlanır. Bazı günler kaka sertse 2 ölçek, 3 ölçek verilmesi gerekebilir. Bu ilaç kana karışmadığından fazla verilmesinde sakınca yoktur. Ya da kaka cıvıksa doz azaltılır. Her gün farklı dozlarda ihtiyaç duyulabilir. Her gün aynı dozu uzun süre kullanmak da tedavi başarısızlığının bir nedenidir. Bu şekilde düzen tutturulduğunda en az 6 hafta tedaviye devam edilir. Olur da tedavinin bir yerinde 3 gün kaka yapılmayan ya da önceki kadar sert dışkılanan bir dönem olursa baştaki müsil tedavisi 2 gün yeniden kullanılır. Ancak 6 haftalık süreç baştan başlamış olur. Tedavinin başından sonuna kadar çatlak kremlerine günde 2 kez olacak şekilde devam edilir. 2 krem avuç içine mercimek büyüklüğünde sıkılarak karıştırılır ve popo deliğine zile basar gibi sürülür.

Beslenme: Kabızlık tedavisinde tek başına ilaçlar yeterli gelmez. Halk arasında bilinenin aksine sulu gıda ile beslenmek kakayı yumuşatmaz. Lifli gıda ile beslenmek gerekir. Beyaz ekmek yerine tam tahıllı ekmek, pirinç pilavı yerine bulgur pilavı, her yemeğin yanına salata, her gün meyve ile beslenmelidir.

Egzersiz: Her yemekten 30dk sonra çocuğunuza tuvalete gitmesini söyleyin. “Kakam yok.” Dese bile 10-15 dk kadar tuvalette oturmasını sağlayın. Bu sırada oyun oynayabilirsiniz. Bu sürenin sonunda kalkmasına müsaade edin. Otururken ayaklarının havada kalmamasına özen gösterin. Ya yaşına uygun bir lazımlık tercih edin ya da klozetin altına ona uygun bir tabure koyun. Karın kaslarını kasarken ayaklarından güç almaya ihtiyacı olacak. Bu egzersizde amaç; yemek sonrası dışkılamayı sağlayan gastrokolik refleksi yakalamasını öğrenmesidir.

Oturma Banyosu: Popodaki çatlaklar için günde 2 defa 10’ar dakika ılık suya oturma oturtulur.

Kaka yapacağı zaman bacaklarının çaprazlayarak terleyen, koltuk arkasına saklanan, ağlayan bir çocuğunuz varsa; hele ki kakasını kaçırmaya başladıysa psikolojik nedenleri düşünmeden evvel süratle çocuk doktorunuza başvurmanızı tavsiye ediyoruz.

Dr. Görkem ASTARCIOĞLU

YENİDOĞAN BEBEK AİLELERİNE TAVSİYELER

Bebeğiniz yeni doğdu. Sağlıkla büyüsün. Doğum yapılan hastaneden evinize geldiniz. Ama hiç bir şey bilmiyorsunuz. Normal olabilecek fakat bebeklerde oldukça farklı görünen bazı durumlar h

Bebeğiniz yeni doğdu. Sağlıkla büyüsün. Doğum yapılan hastaneden evinize geldiniz. Ama hiç bir şey bilmiyorsunuz. Normal olabilecek fakat bebeklerde oldukça farklı görünen bazı durumlar hakkında bilgilenmeniz bir dahaki doktor muayenesine gidene dek sizi sakin ve kendine güvenen bir biçimde tutacaktır. İşte ipuçları…

Bebeğinizi ağladıkça emzirin.

Bir bebeğin günde ortalama 8 kez emmesi gerekmektedir. (3 saat arayla)

Özellikle sezeryan müdehale ile olan doğumlarda annelerin sütünün inmesi 3 güne kadar uzayabilmektedir. Bu süreçte her defasında bebeğinizi memenize tuttuktan sonra bir kaşık yardımı ile mama yedirmelisiniz.

Anne sütü alan bebeklerin su takviyesine ihtiyaç yoktur. Annelerin günlük sıvı ihtiyacını karşılaması gerekmektedir. Ancak her emzirmeden sonra 1 çay kaşığı kadar su ile bebeğinizin ağzını çalkalamasına yardımcı olabilirsiniz.

Bebeğinizde sarılık olmaması için yapmanız gereken en önemli şey yeteri kadar bebeğinizi emzirmektir. Halk arasında konuşulan, sarı tülbent örtme, serum suyu veya şekerli su içirme ya da florasan altına yatırmanın inanılanın aksine bir faydası yoktur.

Göbek bakımı eskiden %70 alkol ile pansuman şeklinde yapılırdı. Ancak günümüzde göbek bağının kurumaya bırakılmasının yeterli olduğu bilinmektedir. Batikon kullanmanız, bebeğin topuk kanı ölçümünü bozabileceğinden zaten uygun değildir.

Bebeğinizi göbeği düşmeden yıkamanızda bir sakınca yoktur. Göbeğin nemli kalmamasına dikkat etmeniz yeterlidir.

Bebeğinizin cildinde sivilve başı gibi kızarıklıklar ilk haftalarda görülebilir. Endişe etmeyin.

Bebeğinizin bezinde pembe-kırmızı lekeler görebilirsiniz, bunlar kan değil, ürat kristalidir, yine endişe etmeyin.

Anneden geçen hormonların etkisiyle kız çocuklarda ilk günlerde genital bölgede akıntı ya da bazen çekilme kanaması görülebilir, kendiliğinden düzelecektir.

Yine hormonların etkisiyle kız ve erkek bebeklerde memelerde şişlik olabilir. Ovalamak ve sıkmak sakıncalıdır.

Bebeğiniz ilk hafta vücudundaki ödemi atarak kilo verecektir. Ancak bu kayıp doğum kilosuna göre %10\'u geçmemelidir. En geç 7. günde doğduğu kiloya ulaşmalıdır. Sonraki haftalarda ilk 3 ay için günde 30g, haftada 250g kilo alması beklenmektedir. Eğer bebeğiniz bu kiloları alamıyorsa doktorunuza danışarak mama takviyesinde bulunmanız gerekebilir.

Bebeğiniz ilk gün siyah sonra altın sarısı kaka yapacaktır. Devamında anne sütü kakası hafifçe yeşile dönebilir. Yeterli beslenen bir bebeğin günde 8 kereye kadar dışkılaması normaldir.

Bebeğinizi emzirdikten sonra 30 dk süreyle dik tutun, düz pozisyonda yatırmamaya özen gösterin, yoksa gazını çıkarırken kusacaktır.

Her emzirmede bebeğinize 45 derecelik pozisyon sağlamaya özen gösterin.

Aklınıza takılan herhangi bir soru için doktorunuza danışmaktan çekinmeyin.

En geç 4. gün Çocuk Doktorunuza muayeneye gidin. İşitme taraması, sarılık kontrolü, aşıları ve kalça ultrasonografisi hakkında bilgi edinin.

Uz. Dr. Görkem ASTARCIOĞLU tarafından hazırlanmıştır.

Anne sütü Anne sütü; tek kelimeyle MUCİZE! Peki, emzirmek kolay mı?

Anne sütü her bebeğin şifasıdır. Sağlıklı büyüyüp aynı zamanda gelişebilmesi için gereklidir. Bu sebeple, babalar bana kızmasın, her bebeğin en büyük şansı anneleridir. Her canlının kendi annesinin sütü ona en yararlıdır. Anne sütünün mucizevi özelliklerinden biri de içeriğinin kendi bebeğinin ihtiyaçlarına göre değişebilmesidir. Örneğin; plasenta yaşlanması nedeniyle anne karnında gelişemeyen, düşük doğum ağırlığı ile doğan bebeklerin anne sütlerinin protein içeriği yaşıtlarının yakalayabilmesi için diğer bebeklerin anne sütlerine göre daha fazladır. Öyle mucizevidir ki; aynı emzirme sırasında akan her sütün özelliği bile farklıdır. Örneğin emzirmenin ilk dakikalarında öncelikle su ve protein içerikli süt salgılanırken, emzirmenin sonlarındaki sütün yağ içeriği daha fazladır. Böylelikle kısa emip bırakan bebek susuz ve gelişiminden geri kalmaz, uzun emen bebek de daha fazla doygunluk hissedecek ve acıkma süresi uzayacaktır.

Bağışıklık üzerine etkilerini ilk okuduğumda anne sütüne karşı olan hislerimi, bu mucizenin sırlarını öğrendiğim zaman yaşadığım şaşkınlığı tarif edemem. Anlat anlat bitmez. Bakteri olsun virüs olsun mantar olsun tüm mikroorganizmalara karşı savunma sistemlerini içerir. Oligosakkaritler, interlökinler, direk öldürme sistemleri bulunmaktadır.

Bebeklerin beyin gelişimde ve görme keskinliğinin artmasında çoklu yine mucizevi etkileri bulunmaktadır. Taurin, palmitik asit ve oleik asit içermektedir.

Büyümeyi sağlama mekanizması hem verdiği enerji ile hem de salgılanan çok çeşitli büyüme faktörleri ile olmaktadır.

Ama hala daha keşfedilecek çok şey var. Araştırıldıkça keşfedilen son mucizelerden biri de anne sütünde kanserli hücreleri öldüren özel bir protein bulunması. Bu proteine “HAMLET” proteini deniliyor. Öyle bir protein ki; sağlam hücreyle kanserli hücreyi ayırabiliyor. Problem çıkarma ihtimali olan hücreyi öldürüyor.

Bu kadar mucizevi bir yaşam ürününü bebeklerimizden esirgemek ne kadar büyük bir hata olur.

Peki her annenin sütü olur mu? Herkes bebeğini emzirebilir mi? Anne sütü her bebeğe yeter mi? Bu soruların cevabı yüksek olasılıkla evet. Yani aksi olma ihtimali çok düşük. Gebelik boyunca alınan bütün kilolar bebeğiniz doğduktan sonra süte dönüşmek için hazır bekliyor. Eğer günlük ortalama 3 litre sıvı tüketirseniz, uykunuzu düzenleyebilirseniz, kendinize inanırsanız, kendinizi “ben bebeğimi emzireceğim” diye telkin ederseniz, ailenizdeki diğer bireyler de size bu konuda destek olur ve teşvik ederse, sütünüzün bebeğinize yetmemesi için hiçbir neden bulunmaz. Yani babalara, büyükannelere, teyze-halalara da büyük iş düşüyor.

Göğüs yapısı ile ilgili sorun olanlar, meme başı çökük olanlar da bebeklerini emzirebilir. Meme başı tam çıkana ve bebeğin çenesi kuvvetlenene dek iyi bir marka silikon meme başı adaptörü kullanılabilir. Yalnız piyasada yaygın olarak bulunan uygun fiyatlı silikonlardan satın alırken dikkat edin. Bebek silikonu emdiğinde annenin meme başının tam olarak boşluğu doldurması ve negatif basınca direnerek meme dokusuna tam olarak yapışması gerekmektedir. Evvelinde pompa ile meme başını çıkarabilmek için sağım işlemi yapılabilir. Bu silikon parçanın temizliğine dikkat etmek her emzirme sonrası yıkayıp kurulamak, günde en az bir sefer kaynatmak gerekmektedir.

Başarılı emzirme için bebeğin alt dudağının dışa dönük olduğunu, anne memesinin tüm koyu renkli kısmının bebeğin ağzında olduğundan emin olun. El parmaklarınızla makas işareti yapmayın. Bebeğininiz burnu tıkanır ve nefes alamazsa emmeyi zaten bırakacaktır. Makaslama süt kanallarında tıkanıklığa yol açabilir, süt akım hızını düşürebilir. Bebeğinizin her emme hareketinden sonra yutkunması, emdikten sonra huzura kavuşup uyuması, her emme sonrasında barsak seslerinin dışarıdan gurultu şeklinde duyulması ya da dışkılaması sütünüzün geldiğine ve hatta yettiğine işarettir. Bebeğinizin beklenen kiloyu alması sütünüzün yettiğinin kesin kanıtıdır. Vaktinde doğan bebekler ilk günlerde kilo verecektir. Ancak bu kayıp oranının doğum kilosunun %10’unu aşmaması gereklidir. Özellikle yaz aylarında doğan bebeklerin fazla sarılmaması, ortam sıcaklığının kontrol altında tutulması sıvı kaybı açısından önemlidir. Doğduktan 7-10 gün içinde doğduğu kiloya yeniden ulaşan bebek, ilk 3 ay için günde yaklaşık 30g almalıdır. Kabaca haftada 200-250g, yani aylık 1 kg ağırlık artışı olan bebek yeterli besleniyor demektir. Özellikle gaz sancılarının en üst seviyeye çıktığı 15.günlerde bebeklerdeki huzursuzluk açlığa yorulup gereksiz yere mama verilmesine sebep olabilmektedir.

Doktorunuz önermedikçe mama başlamayınız. Yalnızca sezaryen müdahale ile doğum yapan annelerin sütleri hormonal dengelerin tam olarak sağlanacağı 4 güne kadar ancak inebilmektedir. Bu nedenle ilk günlerde göğsünüzün boş, bebeğin huzursuz, dışkılama sayısının az, bebeğin karın cildinde buruşma fark ederseniz mamayı sormadan başlayabilirsiniz. Ancak buradaki en önemli husus mamayı kaşıkla yedirmektir. Neticede bebekler mamaya alışmaz, biberona alışır.

Bu dönemde annelerin dinlenmeye, uyumaya ve emzirme konusunda desteklenmeye ihtiyaçları olacaktır.

En çok sorulan sorulardan biri de; annelerin yediklerine ne kadar dikkat etmeleri gerektiğidir. Halk arasında, neredeyse her besin bebeğe gaz yapar inancıyla suçlanmaktadır. Halbuki annenin yedikleriyle, bebeğin gazının düşünülenin aksine çok sıkı bir bağlantısı yoktur.

Anne sütünü daha da artırabilecek besinlerden faydalanabilirler. Yeşil yapraklı olan tüm sebzeler bu konuda faydalıdır. Kimyon ve rezene bilinen en iyi anne sütü destekçilerindendir. Kaliteyi artırmak için, her gün 1 yumurta, bir avuç badem/fındık tüketilmelidir. Baklagiller de sütü artırmakta ancak anneye gaz yapabileceği için tüketim miktarları kişiye göre ayarlanmalıdır. Artık çok yaygın olarak malt içecekleri marketlerde bulunabilmektedir. Yine alkolsüz bira sütü artırmaktadır. Annelerin kafein içeren gıdalardan kaçınmasında fayda vardır.  Eczanelerde satılan süt çaylarından da faydalanabilirler.

Yanlış pozisyon verme ve ilk adaptasyon günlerinde anne meme başında çatlaklar olabilir. Emzirmek ağrılı bir hale dönüştüğünden anneler emzirmekten kaçınabilir. Ancak şu da bilinmelidir ki; meme başı çatlağının tedavisinde uygun pozisyonda emzirmeye devam etmek de vardır. Kadın Doğum ya da Çocuk Hastalıkları hekiminizden sürülebilecek kremler ile ilgili yardım almalısınız.

Annenin süt salgısı prolaktin ve oksitosin hormonlarının işbirliği ile gerçekleşmektedir. Prolaktin hormonu beyinde serotonin miktarını artırmakta ve annelerin kendini daha mutlu hissetmelerine yardımcı olmaktadır. Yani emzirmek, anneler için aynı zamanda bir antidepresandır. Bu ilginç hormonun bir etkisi daha vardır. Geriye dönük amnezi yapabildiğinden annelerin emzirme ve bebek büyütme döneminde yaşadıkları sıkıntıları unutmalarına ve yeniden bebek sahibi olmak için heves duymalarına sebep olabilmektedir.

En başta da dediğim gibi; anne sütünü tanıdıkça hayranlığım daha da artmaktadır.

Bebeğinizi besleyecek, büyütecek, mikroorganizmalardan koruyacak, zekasını artıracak, görme keskinliği kazandıracak, kanserlerden koruyacak güç memenizde!

Görkem Astarcıoğlu

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

SIKÇA SORULAN SORULAR

 -Bebeğimin bezinde kırmızı leke gördüm, kan mıdır? 

Özellikle sıcak havalarda, terleyen bebeklerde, idrar su oranı azaldığından ürat kristalleri çöker ve bezine pembe renk bırakır. Parmağınızın ucuyla dokunun, kum gibi dağıldığını hissedersiniz. Kan değildir, korkmanıza gerek yok. Su içen bebeklere bol su verin, sadece emiyorsa anneler bol su içsin. Doğum sonrası ilk hafta sıklıkla görülür. 

-Bebeğim günde kaç defa kaka yapmalı? 

Annesini güzel emen, kilo alımı yeterli bebek ilk haftalarında günde 8 defaya kadar dışkılayabilir. 1 ayını dolduran bebeğin dışkılama sayısı azalır, gün aşırıya dönebilir. 

-Emzirme sonrası bebeğim kusuyor, bu bir sorun mudur? 

Anne sütü ile yeterli beslenen ve kilo alan bebeklerde taşma şeklinde kusmalar görülebilir. Bebek reflüsü 18 aya kadar devam edebilir. Alması gerek kiloyu alamıyorsa o zaman ilaçlar ile müdehale edilebilir. Aksi halde basit reflüden korunma önlemleri yeterli olacaktır. Emzirme sonrası 30 dk yatırmamak, yatırdığımızda ağzı ile midesi aynı düzlemde olmasın diye, bir yastık yardımı ile belden yukarı 45 derece eğim vermek, karnına bastırmadan taşımak gibi. 

-Bebeğime su içirmeli miyim? 

Anne sütünün su içeriği bebeğinizin susuzluk hissetmeyeceği şekilde yetmektedir. Ancak çok sıcak havalarda ve ağzında pamukçuk oluşumunu önlemek için her beslenme sonrası 1 çay kaşığı kaynatılmış ılıtılmış su verebilirsiniz. 

-Emziren anneler saç boyatabilir mi? 

Bebeklerinizin sağlığı kadar annelerimizin sağlığı da bizim için önemlidir. Annelerimizin psikolojik sağlığına iyi geleceği düşünülen saç boyama işlemini bebeğinizi emzirirken de yapabilirsiniz, ancak saç diplerine fazla yaklaştırmadan ve organik boya tercih ederseniz daha uygun olacaktır. 

-Annelerin yedikleri bebeklerine gaz yapar mı?

 Bu konuda yaygın bir kanı olsa da, yayınlarda bunu destekleyecek kesin bir bilgi yoktur. Annenin yedikleri kendisine gaz yaparsa bu emzirme periyodunu negatif etkileyebilir. Toplumumuzdaki yanlış inanışlar nedeniyle annelerin dengeli beslenmeden uzaklaştıkları ve kendi sağlıklarını tehlikeye attıkları farkedilmektedir. 

-Bebeğim çok terliyor, bu anormal midir? Bebekler emme aktivitesi sırasında annelerinin kollarını ıslatacak kadar çok terleyebilirler. Ya da uyurken yastık kılıflarını ıslatacak kadar olabilir. Bebeklerin baş-vücut oranı erişkinlere göre baş lehine fazladır. Bu da kan dolaşımı ve metabolik aktivitenin büyük bir kısmının burada olduğu anlamına gelir. Dolayısıyla terleme de olabilir. Bazı ailelerde genetik olarak çok terleme olabilir. Bu durumda bebeğinizin de terlemesi doğal olacaktır. Terleme ile ilgili olabilecek hastalıklardan en önemlisi tiroid bozukluklarıdır. Tiroid bozuklukları Ulusal Tarama Programında yer alan testler sayesinde ilk 15 gün içinde farkedilebilmektedir. Topuk kanı testi için size Aile Hekiminiz geri dönüş yapmadıysa korkmanıza gerek yoktur. 

-Her aşıda ateş olur mu? Aşıya gitmeden şurup içirmeli miyim? 

2. , 4. , 6. ve 18. aylarda uygulanan karma aşının ateş yapma ihtimali vardır. Bu ihtimal tekrarlayan dozlarda daha da artmaktadır. Ancak her bebekte ateş yapacak diye bir kural yoktur. Aşıdan önce içirilen ateş düşürücü şurupların aşının etkinliğini azalttığı gösterilmiştir. Bu nedenle ateş olmadıkça şurup içirmenize gerek yoktur. 

-Bebeğimin yanaklarında kızarıklık neden olur? 

Emerken sütün yanaklarına değmesi sonucu, sütün içeriğindeki şeker deride irritasyon yaratabilir. Bu da özellikle hassas ciltli olan bebeklerde kızarıklık ve kabuklanmaya yol açabilir. Ailede alerjik bir genetik zemin varsa bunun olma ihtimali artar. İyi bir bebek yüz losyonu ile yanak cildini nemlendirmek gerekir. Kabuklanma artar ve yayılmaya başlarsa doktorunuzun önerisiyle ilaç içerikli merhemler de kullanılabilir. 

-Çocuğumda bacaklarında ağrı neden olur? 

Hızlı boy uzama dönemlerinde çocuklarda özellikle 3-5 yaşları arasında, dizden aşağıda her iki bacakta ağrı olabilir. Çocuklar annelerine sıklıkla bacaklarını ovalatırlar. Büyüme ağrısı olarak da bilinir. Bir sorun olduğunu düşündüren bulgular; eklemlerde şişlik olması, son 3 ayda kilo kaybı ve gece ateşlenmelerdir. 

-Bebeğimin doğduğundan beri hırıltısı var, normal midir? 

Bebeklerde burun kanalı, üst solunum yolları henüz dar olduğundan, sürekli yatar pozisyonda durmalarından nefes alma ve verme sırasında solunan hava dar kanaldan geçerken hırıltı sesi çıkarabilir. Burnunun tıkalı olmadığını kontrol edin. Aralıklı olarak serum fizyolojik damlatabilirsiniz. Bariz bir tıkanıklık yoksa aspiratör kullanmayın. Çocuk doktorunuz bebeğinizin akciğerlerini dinledikten sonra bir sorun olduğunu söylemiyorsa merak etmeyin, büyüdükçe, aylar içerisinde hırıltı azalarak geçecektir. Yine de sizi endişelendirecek kadar hırıltısı varsa Kulak Burun Boğaz Uzmanına da danışabilirsiniz. 

-Yürüteç kullanabilir miyiz? 

Yürüteç kullanmak çok önerdiğimiz bir şey değildir. Tek başına yürümeyi geciktirebilir. Bacaklarda eğrilik yapabilir. Erkek çocukların testislerinde fazla bası oluşabilir. Ancak sürekli kucak isteyen bebeklerin annelerinin biraz dinlenmesi ya da ufak tefek işlerini halledebilmesi için, desteksiz oturma kabiliyetini kazandıktan sonra (ort 8. ay) 10-15dk’lık periyodlar halinde gün içerisinde kullanabilirsiniz. Yürüteç kullanımının ev kazalarını artırdığını unutmayınız. 

-Bebeğim yeşil kaka yapıyor, bu normal mi? 

Anne sütü ile beslenen bebeklerin kakaları değişik renklerde, beyaz pütürlü, sarı, yeşil vb. olabilir. Kaka rengi her zaman bebeğin üşüttüğü anlamına gelmez. Demir takviyesi kullanımı da kaka rengini bozabilir. Ancak yeşil kaka ile birlikte köpüklü dışkılama, şiddetli gaz sancıları olduğunda inek sütü protein allerjisi gibi durumlar açısından hekiminize başvurunuz.

FONKSİYONEL GIDALAR; OMEGA 3

Bilgiye ulaşmanın kolaylaşması ile insanların büyük bir kısmının beslenme konusunda bilinçlendiği zamanlardayız. Ne yediğimize, çocuklarımıza, bebeklerimize ne yedirdiğimize dikkat ediyoruz. Hastalıkların kaynağının kötü beslenme ve kötü yaşam koşulları olduğunu biliyoruz. 

Fonksiyonel gidalar olarak bahsedilen gıdalar; hastalık riskini azaltan ve mevcut sağlık durumunu iyileştiren gıdalar olarak tanımlanabilir. 

Çocuk ve bebek beslenmesinde en önde gelen iki fonksiyonel gıda olarak omega 3 ve probiyotikler sayılabilir.

Omega 3;

Vücudumuzda üretilmeyen ve mutlaka dışarıdaan alınması gereken bir yağ asididir. Beynin sağlıklı gelişimi için temel yapıtaşıdır. Aynı zamanda bilişselfonksiyonların artırılması için faydalıdır. Bebeklere görme keskinliği kazandırır. Akıl sağlığının korunmasında yardımcıdır. Antienflamatuvar (iltihap azaltıcı), antihipertansif (tansiyon düşürücü), antilipidemik (kolesterol düşürücü) etkileri mevcuttur. Bir çeşit yağ asidi olmasına rağmen; şekerden yağ üretimini sağlayan enzimi bloke ederek kilo alımını azaltır hatta kilo vermeye yardımcı olur. İnsülin direncini düşürür, yani şeker hastalığından korur. Obeziteden korunmayı sağlar.

Günlük 1 g omega 3 alınması gerekmektedir. DHA ve EPA hayvansal Omega 3'lerdendir. Deniz balıkları, kabuklu deniz ürünleri, yumurta ve tabi ki ANNE SÜTÜ'nde bulunur. ALA bitkisel kaynaklı Omega 3 çeşididir. Keten tohumu, chia tohumu, ceviz, çilek, kivi, avakado ve brokolide bulunur. 

100g'ında ne kadar Omega 3 var:

-Somon 2-2,5g DHA&EPA

-Uskumru 1,2-2,5g DHA&EPA

-Sardalya 1,5-2g DHA&EPA

-Hamsi 1,5-2g DHA&EPA

-Alabalık 1g DHA&EPA

-Konserve ton balığı 0,25g DHA&EPA

-Keten yağı 50g ALA

-Keten tohumu 23g ALA

-Chia tohumu 17,5g ALA

-Ceviz 7-9g ALA

-Avakado 0,15g ALA

Eğer çocuklarımızn beslenmesine günde 1 g Omega 3 ekleyemiyorsak, örneğin haftada 3 sefer 100'er gram somon yedirmek gibi, dışarıdan takviye etmek gerekir. Bunun için doktorunuzun yazacağı bir balık yağı şurubunu günde bir kaşık kullanabilirsiniz.

Görkem ASTARCIOĞLU

 

FONKSİYONEL GIDALAR; PROBİYOTİKLER

İnsan vücudunun bileşimindeki hücrelerin sayısını düşünün, şimdi bu hücrelerin çekirdeklerinde kaç adet gen olduğunu hayal edin. Ne kadar da çok değil mi? Şimdi hazır olun... bu sayıdan binlerce kat fazla sayıda gen bize ait olmadan vücudumuzda bulunuyor. İşte bu genler bizimle birlikte yaşayan tüm bakteri,virus, mantar olarak sınıflanabilecek kabaca probiyotikler olarak adlandırabileceğimiz canlılara ait. Sayıca bizden fazla olduklarını ilk öğrendiğimde biraz rahatsız olmuştum. Sonra bu probiyotiklerin dünyasındaki huzurun bizi nasıl da yakından etkileyebileceğini daha iyi anladım. “Human Microbiom Project” in açıklanan ilk sonuçlarından sonra barsaklarımızın ikinci beynimiz olduğu anlaşıldı. Davranışlarımızı yöneten, yakalanacağımız hastalıkları belirleyen bu mikrobiyatadaki denge. Eğer probiyotikler arasındaki denge bozulursa; astım, kalp damar hastalıkları, obezite, şizofreni, depresyon, irritabıl barsak hastalığı gibi son yıllarda yaygınlaşan ve içinden çıkılamayan hastalıklara yakalanma riski de artıyor. Bu dengeyi bozabilecek en temel suçlunun antibiyotikler olduğu biliniyor. Antibiyotiklerin sık kullanılması probiyotikleri de öldürerek mikrobiyatanın harmonisini bozuyor. 

Doğal beslenmeden uzaklaşma, fabrikasyon beslenme, dondurulmuş gıdalar, katkı maddeleri hayatımızda giderek artan ölçüde yer aldıkça, az evvel sayılan hastalıkların da görülme sıklığı artmakta.

Vajinal doğum sırasında bebeğin anne kanalından gerekli ve faydalı probiyotikleri alarak doğduğu, vücudunun probiyotik haritasının daha sağlıklı dizayn olduğu, sezeryan doğumun bu dengeyi bozarak yeni baştan ve uygun olmayan bir probiyotik haritası oluşturduğu öğrenildi. 

Yani sağlıklı bir probiyotik dengesi için doğal beslenme, antibiyotiklerden kaçınma ve tıbbi gereklilik olmadıkça vajinal doğum öneriliyor.

Ülkemizin beslenme alışkanlıkları açısından şanslı olduğumuzu söyleyebilirim. Büyük şehirlerde bile yaşasak doğal beslenme kaynaklarına ulaşma imkanları bulunuyor. Yoğurt gibi mucizevi geleneksel bir ürünümüz var mesela. Sofralarımızdan eksik etmediğimiz. Çalışan anneler bile evde kendi yoğurdunu mayalamaya özen gösteriyor. Kefir ve ev tipi turşu yine aynı oranda probiyotikleriden zengin beslenme ürünleridir. Mümkün olduğunca probiyotik içeriği yüksek beslenmek faydalı. Zorunda kalıp da antibiyotik kullanıldığında dışarıdan yine doktorunuzun önereceği bir probiyotik takviyesi kullanmakta fayda var. İshal ve kabızlık durumlarında da dışarıdan takviye edilmesini Çocuk Doktorları olarak mutlaka öneriyoruz.

Sofralarınızda, çocuklarınızın beslenme alışkanlıklarını temelden sağlıklı yönlendirmek adına, fonksiyonel gıdalara yer verilmesinin önemini vurgulamak istedim. Sağlıklı besinler sağlıklı bireyler yetiştirecek.

Görkem ASTARCIOĞLU

EK GIDALAR İLE BESLENME

Sadece anne sütü ile beslenen bebeklerde 6. ayda; anne sütü ve mama birlikte beslenen bebeklerde 6. ayda; sadece mama ile beslenen bebeklerde yine 6. ayda ek gıdalara başlamak gerekir. Daha önce tattırmanın hiçbir avantajı yoktur.

Bir anda karışım gıdalara geçilmez. Başlangıç için yoğurt ve meyve püreleri uygundur. Meyveler o mevsim manav tezgahlarında taze bulunan meyvelerden seçilmelidir. Olgun bir meyvenin yarısı ile başlanabilir.

Sonra tek tek alıştırmalara geçilir. Aşağıdaki örnek listeye ulaşmanız 2-3 haftayı bulabilir. 1 yaşına dek bebeğinize yedirmemeniz gereken gıdalar yumurta beyazı, inek/keçi sütü, bal ve tuzdur. Tuz ve şeker ile mümkün olduğunca çocukluk hayatında da tanıştırılmamaya çalışılmalıdır.

Kahvaltı edebilmek için bebeğin uyanmadan en az 2 saat öncesinden beri annesini emmemiş olması gerekmektedir.

Daha önce denemediğiniz bir besini ilk kez denerken her güne tek deneme olarak düzenleyin.

Yumurta sarısını ilk kez denerken önce çay kaşığının ucuyla sonra çeyreğiyle sonra yarısıyla derken bir haftanın sonunda tüm yumurta sarısını yedirin. Herhangi bir alerjik reaksiyon izlenmediyse her sabah bir yumurta sarısını güvenle yedirebilirsiniz.

Kahvaltı

2-3 bebe bisküvisi (hazır ya da tercihen ev yapımı)

2/3 çay bardağı anne sütü ya da mama ile ıslatılacak

½ muz

1 çay kaşığı pekmez

1 tatlı kaşığı labne peynir/tuzsuz lor

1 haşlanmış yumurta sarısı (tavuk ya da bıldırcın)

3-4 adet dövülmüş ceviz ya da fındık ile ezilerek karıştırılır.

Ara Öğün: Meyve püresi

1 ya da ½ orta boy mevsim meyvesi

elma/muz/şeftali/armut vs

cam rende ile hazırlanır

Sebze çorbası

1 orta boy patates (küp doğranmış)

1 orta boy havuç (küp doğranmış)

1 orta boy/tutam (kabak/pazı/ıspanak/brokoli vs)

1 çay bardağı su ile haşlanır.

1 tatlı kaşığı zeytinyağı katılır.

Tatlandırmak için tuz ya da salça katılmaz, 1 tatlı kaşığı pekmez ya da yarım rendelenmiş elma katılabilir.

Çatalla ezilerek yedirilir.

*2 köfte büyüklüğünde kıyma en başta kavrularak da yapılabilir.

** zenginleştirmek için 7. aydan sonra 1 tatlı kaşığı mercimek/pirinç/bulgur/irmik koyulur.

Tarhana Çorbası

3 tatlı kaşığı acısız tarhana

1 bardak su ile eritilerek

1 tatlı kaşığı zeytinyağ ile kavrulmuş 2 köfte büyüklüğünde (yağsız) kıymanın üstüne dökülerek  pişirilir. (tuz konmaz)

Ara Öğün: Yoğurt

100ml suya 4 kaşık toz mama katılır (ya da anne sütü ile)

1 tatlı kaşığı yoğurt karıştırılır

üzeri örtülür ve hareket ettirmeden 3-4 saatte mayalanmaya bırakılır.

Yatmadan önce

Muhallebi

1 bardak su (150ml)

2 tatlı kaşığı pirinç unu

1 yemek kaşığı pekmez/meyve şurubu ile pişirilir.

Ilıdıktan sonra içine 5 ölçü toz mama iyice karıştırılır.

(su ve toz mama yerine anne sütü ile de yapılabilir.)

GAZ SANCISI VE KOLİK

Bebeğinizin 10. günden sonra karnının giderek şişmeye başladığını, bacaklarını karnına çekerek ağladığını, aç olmadığını bildiğiniz halde sürekli emmek istediğini, bazen emerken bile ağladığını fark edersiniz. Büyük olasılıkla gaz sancıları başlamıştır. Özel bir sindirim problemi yoksa; gazı olan bebek kilo almış, yeterli beslenmiş demektir. Unutmayın, bir bebek yaşamının ilk haftasında ağlıyorsa olasılıkla açtır; ikinci haftada ağlıyorsa olasılıkla gazı vardır. 

  Kolik dediğimiz durum ise gaz sancısının şiddetli halidir. Üçler kuralına göre kolik; 3 aya kadar olan bebeklerde, haftada en az 3 defa, günde 3 saati bulan ağlama krizleri ile karakterizedir. Yani buradan da anlaşılacağı gibi, kolik zamanla geçen bir durumdur.   Piyasada çok çeşitli gaz ilaçları vardır. Ancak hiçbir ilaç şikayetleri tam anlamıyla geçirmez. Belki sıklık ve şiddeti azaltabilirler. Ancak zorda kalıp da gaz ilacı seçecekseniz öncelikle doğal ürünleri seçmenizi öneririm. İlaç içermeyen, bitkisel ürünler ya da probiyotikler ilk tercih olabilir.  

 Masaj yapmak gaz damlalarından daha etkilidir. Sırt üstü pozisyonda yatarken her iki bacağı dizleri birbirine yaklaştırmadan karnına doğru bastırıp düzeltmek etkili bir yöntemdir. Bunu günde 6 defa en az 10 dk yapabilirseniz akşam saatlerini daha rahat geçirebilirsiniz. Ancak bu yöntem o anda gaz sıkışması varsa ağrıya sebep olacak ve bebeğiniz bundan hoşlanmayacaktır. O durumlarda da hemen diğer pozisyona geçmelisiniz. Bebeğinizi yüzüstü olacak şekilde yatırın. Bacakları hafifçe karnının altında toparlayın. Bir elinizle ayak tabanlarını desteklerken, diğer elinizi kubbe yaparak popo üzeri bel bölgesine ritmik vuruşlar yapın. Önce izin vermez görünen bebeğiniz rahatlayacak ve bir anda sesi kesilecektir. Yine en az 10 dakika devam edin.  

 Gaz ve kolik konusu tam anlamıyla aydınlatılamamış, sebepleri ve tedavisi herkes için standardize edilememiş durumlardır. Annelerin tükettiği besin maddelerinin bebeklerde gazı arttırdığına dair halk arasında kuvvetli bir inanış vardır. Tıbbı makalelerde bunu kanıtlayan bir ifadeye rastlamadığımı söylemek isterim. Bebekte herhangi bir besin alerjisi yoksa, annenin yediklerinin bebeğin gaz sancısı ile doğrudan ilişkisi bulunmamaktadır.   

Beyaz gürültü olarak adlandırılan sesler, saç kurutma makinesi, elektrik süpürgesi, ocak üstü aspiratör sesi gibi; anne karnındaki seslere benzediğinden bebeğinizi gaz sancısı sırasında rahatlatabilir.  Son çare arabaya bindirip bir süre yol aldığınızda yine rahatladığını görebilirsiniz.   

ATEŞ VE ÖTESİ

Ateş; vücudumuzun enfeksiyonlara karşı, bağışıklık sistemini harekete geçirmek için verdiği doğal ve sağlıklı bir cevaptır. Vücuda giren mikroorganizmanın farkedilmesi üzerine, bağışıklık sistemi elemanlarının hızla hastalıklı bölgeye ulaşmaları için hareketlendiği bir acil durum sireninin çalması olarak basitçe anlatılabilir. Ateşin yükselmesiyle birlikte bakterilerin büyümesi ve virüslerin çoğalması engellenir.

Her yaşın normal vücut sıcaklığı farklıdır. Çocuk ve bebeklerin vücut sıcaklığı çoğu dış etkenden etkilenir. Hareket etmek, fazla giyinmek, sıcak bir içecek içmek dahi vücut sıcaklığını artırabilir. Evde bebek/çocuk varsa sağlıklı çalışan bir ateş ölçerin de evde mutlaka bulunması gerekir. Bakımveren kişinin bu ateş ölçeri doğru kullanabilmesi ve sonuçları da doğru yorumlayabilmesi hastalık takibinde önem taşır. Ateşin en sağlıklı kulaktan ölçerler ile ölçülmesi mümkündür. Kabaca 38 dereceden sonrasını ateş olarak kabul edebiliriz.

Kaç derecede ateş düşürücü verelim? Kaç derecede korkalım? Kaç derecede Acil Servis/’e başvuralım?

Bu soruları her ebeveyn Çocuk Doktoruna mutlaka en az bir defa sormuştur.

Ateşin derecesi ile hastalığın şiddeti korele değildir. Kişisel özellikler; her hastalığın farklı bireylerde farklı derecelerde ateş görülmesine sebep olur. Yani aynı grip mikrobunda komşunuzun çocuğu 38,5 santigrad dereceden fazla ateşlenmezken, sizin çocuğunuzun ateşi 40 dereceyi bulabilir.

Aynı derecedeki ateşe de her çocuğun katlanabilirliği farklıdır. Yani 39 derecede bir çocuk koşup oynarken, 38,5 derecede diğer bir çocuk yatağa serilebilir. Eğer keyfi yerindeyse, koşup oynuyorsa, iştahı yerindeyse her ateşte ateş düşürücü vermeniz gerekmez. Çocukta düşkünlük, uzayan ağlamalar, huzursuzluk, uyku bozukluğu başlıyorsa o halde 38 dereceden sonra ateş düşürücü verilebilir. Yine de ilaç vermeden önce dış ortamı serinletme, kıyafetlerini azaltma ve ılık duş uygulamalarının denenmesi önerilir. 40 dereceye ulaşan ateşte beklemeden ateş düşürücü verilmelidir. Verdiğiniz ateş düşürücünün ateşli havale geçirme riskini azaltmadığı bir gerçektir. (Ateşli havale genetik yatkınlıkla ilgili bir konudur, hasar bırakmaz, ateşin derecesi ile korele değildir.)

Ateşli dönemde çocukların günlük sıvı, oksijen ve enerji ihtiyacı artar. Kalp ve solunum hızlanır. Bu nedenle kronik olarak kalp ve akciğer hastalığı olanlar için ayrı bir değerlendirme gerekir. Bu gibi hastalığı olanlara metabolizmayı rahatlatmak için daha erken, daha düşük seviyedeki ateşlerde ateş düşürücü verilmesi gerekebilir. Önceden sağlıklı olsun ya da olmasın tüm çocukların ateşli hastalık dönemlerinde bol su içmeleri ve temiz havaya çıkmalarının önerilmesi bu nedenledir.

Aşağıdaki tablo, her annenin bilmesi gereken, böylece biz doktorların da işlerini kolaylaştıran bilgiler içermesi nedeniyle çok önemlidir.

 

TABLO: Ateşli çocuğa yaklaşım ile bilinmesi gerekenler.

1. Ateş normal fizyolojik bir yanıttır.

2. Ateş semptomdur, hastalık değildir.

3. Ateşe ılımlı yaklaşmak gerekir.

4. Hastalık gerileyinceye kadar ateş devam edebilir.

5. Vücut ısısı yüksekliği her zaman tam olarak belirlenemeyebilir.

6. Ateş çoğunlukla faydalı bir savunma mekanizmasıdır.

7. Ateş her zaman tedavi gerektirmez.

8. Antipiretikler her ilaç gibi bir kimyasaldır ve istenmeyen etkiler ve yan etkileri olabilir, her ilaç gibi endikasyonunda kullanılmalıdır.

9. Klinik görünüm her zaman ateş yüksekliğinden daha önemlidir. Döküntü veya beslenme ve uyku düzeninde bozulma varsa, çocuğunuz size iyi gözükmüyorsa bekletmeden doktora başvurunuz.

 

Ateş düşürmenin ilaç dışı teknikleri arasında kıyafetlerini soymak, ortamı serinletmek, ılık duş aldırmak, ılık su ile ıslatılmış bez ya da pamuk ile kompres yapmak olarak sayılabilir. Sirkeli su ile kompres yapmak geleneksel yöntemler arasında bulunsa da sirkenin ateş düşürme etkisi yoktur, oradaki marifet sudadır. Kompresin ya da duşun ılık suyla uygulanması önem taşımaktadır. Zira soğuk su vücudun titreme mekanizmasını çalıştırarak ateşin daha da yükselmesine sebep olabilir.

İlaç kullanmak gerektiğinde ise uygun ilacın seçilmesi önem taşımaktadır. Öncelikle hiçbir ilacın masum olmadığını bilmek gerekir. Yan etkisi en az olanlarla tedaviye başlamak gerekir. Uygun dozda ve uygun sıklıkta kullanmak için ilaçlar hakkında bilgi sahibi olmak gerekir.

Öncelikle tercih edilmesi gereken ilaç parasetamol içeren şuruplardır. Yan etki profilinin az olması, doz aralığının daha geniş olması nedeniyle yenidoğan döneminden itibaren tüm yaşlarda güvenle kullanılmaktadır. Tedavi dozu 10-15mg/kg/’dır. Parasetamol içeren çoğu şurubun bir ölçeğinde (5 ml) 120mg etken madde bulunduğu göz önünde bulundurulursa 10 kg ağırlığındaki bir bebek bir ölçek ilaç içmelidir. Bu basit hesapla 15 kg olan bir buçuk ölçek, 20 kg olan iki ölçek içmelidir. 4-6 saat arayla yeniden içirilebileceği gibi günde 5 dozu aşmamak yan etkileri artırmamak için dikkat edilmesi gereken bir kuraldır. Parasetamol içeren şurupların (tüm diğer ilaçlar gibi) ev içinde çocukların ulaşamayacağı yerlerde, mümkünse kilitli dolaplarda saklanması gerekmektedir. Çocukların en sık kullandığı ilaç olma özelliği nedeniyle rengi, tadı ve kokusu çocuklar için çok cazip bir şekilde imal edildiğinden, ortada bırakılan şişelerin çocuklar tarafından bulunması halinde şişenin kalanını bir seferde içtiklerine sıklıkla rastlamaktayız. Kilo başına 150mg alınan parasetamolün toksik olduğu ve akut karaciğer hasarına yol açma riski nedeniyle hastaneye yatış gerektirdiğini unutmamak gerekir.  4 saatten daha sık vermek ya da kilo başına 90 mg olacak şekilde birkaç gün üst üste kullanmak da benzer etkilere sebep olabilmektedir. Bilinmesi gereken bir diğer nokta da parasetamolün karışım ilaçlar içerisinde en sık bulunan ürün olmasıdır. Grip ilaçlarının çoğunda parasetamol bulunduğunu ve ateşi kontrol etmek için beraberinde kullanılan diğer bir parasetamol içeren şurubun doz aşımına sebep olabileceği unutulmamalıdır. Fitil olarak kullanılan ateş düşürücülerin de, bir ölçek şurup kadar, parasetamol içerdiği bilinmelidir.

En masum ilaç olarak tanımlansa da;  annesinin hamilelikte veya erken çocukluk döneminde parasetamol kullanımının çocukların ileri yaşam dönemlerinde astım ve diğer allerjik hastalıkları artırdığı, gebelik sırasında parasetamol alan annelerin çocuklarında dikkat eksikliği/-hiperaktivite bozukluklarına benzer davranış problemleri veya hiperkinetik bozuklukların daha sık görüldüğü, laboratuvar ortamında yapılan fare deneylerinde empati yeteneğini azalttığı gösterilmiştir.

Çocuklarda ateş düşürmek için kullanılabilecek diğer bir ilaç ibuprofen içeren şuruplardır.  Böbrekler üzerine olası yan etkilerinin küçük yaşlarda daha sık olması nedeniyle altı aydan küçük bebeklere kullanılamaz. Tedavi dozu 5-10mg/kg/’dır. Bu ilacın da genellikle bir ölçeğinde 100mg etken madde bulunmaktadır. Yani yine 10 kg ağırlığındaki birini ele alırsak yarım-bir ölçek arasında tüketimi uygun olacaktır.  Kilo başına 100mg alınması toksik etkilere neden olabilir. Doz aşımı yapmadığınız halde bazı duyarlı kişilerde mide rahatsızlığı yapabilmektedir. Bunun dışında pıhtılaşma sistemleri, böbrek, kalp, rahim, merkezi sinir sistemi üzerine negatif etkileri olabileceği gibi de alerjik reaksiyonlara yol açabilir. 

Ateş düşürmek için artık kullanılmayan ilaçlardan en önemlisi aspirindir. Özellikle viral enfeksiyonların yaygın olduğu 20 yaştan önce bir çeşit ağır karaciğer hastalığına (Reye sendromu) yol açabilme riski nedeniyle kullanımı önerilmemektedir.

Metamizol içeren ilaçlar ateşi etkili bir şekilde düşürmesi nedeniyle endişesi yüksek aileler tarafından tercih edilse de, biz hekimler tarafından yine önerilmeyen ilaçlar listesindedir. ABD ve İngiltere/’de çocuklarda kullanımı yasaklanmıştır. En sık kullanıldığı Brezilya’da (ilaç Brezilya aspirini olarak bilinir) 2007 yılında süt çocuklarında yapılan bir çalışmada annelerinin sık metamizol kullanması halinde bebeklerde lösemi riskinin arttığı gösterilmiştir. “Agranülositoz” denilen kan hücrelerinin yapımının azalması durumu, şok, solunum sıkıntısı, ciltte soyulmalarla giden ağır bir reaksiyon (toksik epitelyal nekroliz) korkulan yan etkilerindendir.

Bu bilgiler ışığında, ilaç dışı ateş düşürme yöntemleri denendikten sonra, hala 38 dereceden yüksek ve bebeğin / çocuğun konforunu düşüren ateş varlığında ilk seçilecek ilaç parasetamol olmalıdır.  Ateşin ısrarla devam etmesi halinde ilk dozdan en erken 4 saat sonra yeniden parasetamol verilmesi gerekmektedir. Yan etkilerin artabilme riski nedeniyle rutin olarak dönüşümlü ilaç verilmesi önerilmemektedir. Parasetamol içeren şurupların defaten verilmesine rağmen ateşin çok kısa süreli yeniden yükselme durumlarında; günde en fazla iki defayı aşmayacak şekilde; araya ibuprofen içeren bir ilaç ile girilmesi ateşin kontrolünü artıracak ve aile endişesini azaltacaktır. Daha sık kullanılması, 3 saat arayla rutin olarak bir parasetamol bir ibuprofen verilmesi, ateş düştüğü halde ateş düşürücülere devam edilmesi, saati geldi diye rahat rahat uyuyan çocuğun ateş düşürücü saati geldi diye uyandırılması önerilmemektedir.

 

Uz. Dr. Görkem ASTARCIOĞLU

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

2019

KIZAMIK HASTALIĞI VE AŞI REDDİNİN ÖNEMİ

İlk ve Orta Öğretim yıllarında sıklıkla duymaya alıştığımız “Ülkemiz Asya ve Avrupa kıtalarına köprü görevi görmektedir.” cümlesinin bulaşıcı hastalıklar açısından önemi büyüktür.

Çiçek Hastalığında olduğu gibi; bir hastalığın 10 yıl süreyle bir ülkede görülmemesi o hastalığın eradike edildiği -yani tamamen temizlendiği- anlamına gelmektedir. Böyle bir durumda artık o hastalığın aşısının da uygulanmasına gerek kalmaz.

Ülkemizde de; 2002 yılından beri Dünya Sağlık Örgütü'nün Kızamık Eliminasyon hedefini benimsenmiş ve başarılı aşılama ve hastalık yayılım takibi dikkatle yapılmaya başlanmıştır. Bu doğrultuda çıkarılan yasal düzenlemelere göre Kızamık, İhbarı ve Bildirimi Zorunlu bir hastalıktır. Bu çalışmaların sonucu olarak; senede 7-10 bin arası görülen Kızamık vakası sayısı 2008'de sıfıra inmiş ve 2012 yılına dek yeni vakaya rastlanmamıştır.

Ancak Avrupa ülkelerinde salgınlar görülmeye devam etmektedir. Dünya çapında yayılagelen “Aşı Karşıtı Propogandalar”, artan sayılarda “aşı reddine” sebep olmakta, bu da bulaşıcı hastalıklar açısından tüm Dünya ülkelerinin etkilenmesine sebep olmaktadır.

Ülkelere göre 2018 yılında görülen vaka sayısı

Ukrayna 43.036 / Sırbistan 5.069 / Fransa 2.856 / İtalya 2.435 / İsrail 2.207 / Yunanistan 2.192 / Rus Federasyonu 2.114 / Gürcistan 1.721 / Arnavutluk 1.439

Romanya 1.017 / İngiltere 1.007

Avrupa Ülkelerinde yıllara göre kızamık vaka sayısı

2009 : 7.499 / 2010 : 30.625 / 2017 : 23.927 / 2018 : 85.596

Kızamık Hastalığı:

Çocuklarda daha sık olsa da her yaşta görülür.

Solunum yoluyla bulaşır. Ateş ve döküntü yapar. Öksürük, burun akıntısı, gözde kızarıklık eşlik edebilir. Hastalık %30 oranında bir komplikasyona yol açmaktadır. Bu risk 1 yaş altında ve erişkinlerde daha fazladır. Erken komplikasyonların 5'te biri zatüree, 5'te biri ishal, 4'te biri kulak iltihabı, 10'da biri, körlük, beyin iltihabı ve ölümdür. Geç komplikasyonu ise 100 binde bir görülen SSPE denilen bir beyin hasarıdır. Hastalığa özgü bir antiviral tedavi bulunmamakta, destek olmak için A vitamini uygulanmakta, gelişen komplikasyonlara göre tedavi verilmektedir.

Kişi virüsü aldıktan sonra henüz belirtiler ortaya çıkmadan bulaştırıcıdır. Bu nedenle de hastalığın salgınlara dönüşmesi kolaydır.

Korunma:

Korunmanın tek yolu aşılamadır.

Temas sonrası aynı evde yaşayan, aynı okula giden, aynı yatakhanede uyuyan, bekleme odasında bekleyen, aynı işyerinde çalışan, aynı uçakta 2 sıra yakınında oturanlar, kızamıklı bir hastanın gittiği hastaneye 2 saat içinde giden, tedavisinde görevli olan, temas ettiği bilinen tüm bireyler aşılanmalıdır. 6 ayın altında -anneden geçen antikorlar nedeniyle aşı etkisini göstermeyeceği için- , gebelere –fetüs enfekte olabileceği için- ve aşının yapılması sakıncalı olan kişilere (aşı içeriği başlığı altında belirtilmiştir) immunglobulin verilmelidir.

 

 

Ülkemizin aşı politikası:

Avrupa'dan ülkemize yayılan virüs ve Ortadoğu'da devam eden savaş ortamı nedeniyle; Suriye-Afganistan gibi aşılama programları yetersiz ülkelerden alınan yoğun göç nedeniyle; 2012 yılında yeniden vakalar ülkemizde görülmeye başlanmış; 12. ayda yapılan KKK aşısı 9. aya çekilmiş ve vakalar 2016 sonu itibariyle yeniden kontrol altına alınmıştır.  Bu nedenle Mart 2017 itibariyle; KKK aşısı daha iyi yanıt alınan 1 yaşa yeniden çekilebilmiştir. Birincil Aşı Yetersizliğinden korunmak için ikinci doz ilk okul 1. Sınıfta uygulanmaktadır.

KKK aşısı ve içeriği:

Canlı aşıdır. Bu nedenle bağışıklık sisteminde zayıflık olanlara uygulanmaz.

Aşı için kullanılacak virüs tavuk embriyo fibroblastında üretilir. (İçinde hayvan cenini var diyenler için önemli bilgilendirmedir. Aşıda cenin yoktur, aşı için gereken virus ceninde üretilir. ) Bu nedenle yumurta alerjisi olan kişilerde aşılama dikkatle yapılmalıdır. Yalnızca anaflaksi denilen yaşamı tehdit eden alerji varlığında aşı yapılmaz, hafif döküntü, kızarıklıkla giden alerjiler aşılamaya engel değildir.

Üretildiği an kullanılmayacak her tüketim malzemesinde olduğu gibi (besinler, ilaçlar, aşılar vs) içeriğin bozulmadan son kullanıcıya ulaşabilmesi ve içerisinde başka bir mikroorganizmanın barınamaması için koruyucu madde eklenmesi gerekmektedir. Bu koruyucular; Dünya standartlarında izin verilen, kişide bir hastalık ya da ileriye dönük bir rahatsızlık yaratmayacak miktarlardadır. Aşılar ruhsat alırken çok sıkı denetimlerden geçerek, bu maddelerin miktarları ölçülmektedirler.

Kızamık aşısında da “neomisin” isimli bir antibiyotikten eser miktarda bulunmaktadır. Bu antibiyotiğe anaflaksi tarzında alerjisi olanlara yapılmaz.

Jelatin bulunmaktadır, hayvansal ya da bitkisel olabilir. Ülkemiz içerisinde sığır kaynaklı olan aşıları uygulamaktadır. (İçinde domuz ürünü var diyenlere bilgilendirmedir.)

Thiomersal bulunmaktadır. Etil-civadır. Vücuttan 7-10 günde atılır. Toksik olan etil-civa değil deniz ürünlerinde de bulunan metil-civadır. Metil civa vücuttan 50 günde atılabilir, bu nedenle tekrarlayan maruziyette vücutta birikmeye yol açarak hastalıklara yol açabilir. Etil-civa vücutta birikmez ve kronik hastalıklara da yol açmaz.

1998 yılında Tıp Literatüründe saygın bir yeri olan Lancet isimli dergide; KKK aşısının içeriğindeki thiomersal'in otizme yol açabileceğine dair Dr. Andrew Wakefield'e ait bir çalışma yayımlanmıştır.

Dünya'da sansasyon yaratan bu çalışmanın incelenmesi sonucunda çalışma sonuçlarının çarpıtıldığı ve belirli bir amaca ulaşmak için değiştirildiği tespit edilmiştir. Dergi orijinal yayını kaldırmış, düzeltme yapmıştır. İncelemelerden sonra kişinin Tıp Diploması iptal edilmiştir. Ancak “aşı karşıtı propoganda” dalgası üzerine antitez çalışmalar başlatılmış ve 2002 yılında Dünya Sağlık Örgütü Aşı Güvenliği Komitesi; 2004 yılında Avrupa İlaç Ajansı; 2005 yılında da Amerika Sivil Bağımsız İlaç Komitesi aşı ile otizm arasında ilişki olmadığını belirtmişlerdir.

Senelerdir gelen aşılama çalışmalarından sonra yapılan incelemelerde; bir toplumda görülebilecek sebebi bilinmeyen nörolojik olaylar açısından aşıya bağlı bir artış gözlemlenmemiştir.

Toplum Sağlığı

27/03/2019 tarihinde www.hurriyet.com.tr adresinde yayımlanan bir habere göre;

Amerika'nın New York eyaletinde yetkililer kızamık vakalarındaki artış nedeniyle harekete geçti.

Kızamık hastalığının 2000 yılında ABD'de ortadan kalktığı duyurulmuş ancak geçtiğimiz yıldan bu yana Salgın Kontrol ve Önleme Merkezi verilerine göre, ülke genelinde kızamık yeniden görülmeye başlayarak 314 kişide tespit edildi.

Rockland bölgesinde özellikle aşı yaptırmamış çocukların halka açık alanlarda dolaşmasını yasaklayan acil durum önlemi bu gece yarısı yürürlüğe giriyor. 30 gün boyunca yürürlükte kalacak acil durum önlemlerinin gerekirse uzatılabileceği belirtilirken, 300 bin kişinin yaşadığı Rockland'de aşısız çocuklar okul, kütüphane, dükkanlar ve ibadethaneler gibi halka açık alanlara giremeyecek.

Almanya'da Kızamık Paniği

Almanya'da her yıl kızamık aşısının ihmali sonucunda bin 600 çocuğun öldüğünü hatırlatan Sosyal Demokrat Parti (SPD) Sağlık politikası uzmanlarından Prof. Dr. Karl Lauterbach, Federal Sağlık Bakanı Jens Spahnın da, İtalya, Fransa gibi daha birçok ülkede kızamık aşısı mecburiyetinin Almanya'da da zorunlu hale getirilmesinden yana olduğunu açıkladı.

Çocuklarının gerekli aşılarını yaptırmayan ailelerin bu davranışları suistimaldir. Bunun da kanunlar nezdinde yaptırımları olmalıdır diyen Lauterbach, ailelerin başta kreşler olmak üzere okul, sosyal hizmet mekanları ve kültür çalışma alanlarında daha fazla bilgilendirilmesi gerektiğini belirtti. Prof. Dr. Karl Lauterbachın bu teklifi birçok camianın desteğini aldı.

Aşı Karşıtı Propagandaların Toplum Sağlığını tehdit ettiği çok açıktır. Bu nedenle toplumların bilinçlendirilmesi, aşıların ve hastalıkların anlatılması, doğru bilginin yaygınlaştırılması önem taşımaktadır.

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı olarak hastalıkları olmadan evvel engellemenin öneminin bilincinde olarak bu yazıyı yazma gereği duydum.

Uz. Dr Görkem ASTARCIOĞLU

30/03/2019